Gönderen: Admin | 11 Kasım 2009

Atatürk Dönemi Ekonomi Politikaları

Avrupa’nın hasta adam olarak nitelendirdiği, özellikle ekonomik alanda çökmüş olan Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazından Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde siyasi bağımsızlığını kazanmış Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. Atatürk’ün “ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlığın da olmayacağı” düşüncesi ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti iktisadi hayatta hızlı atılımlar yapmaya başlamıştır. İzmir İktisat Kongresinde alınan kararlar paralelinde 1923–1929 döneminde kısmi bir liberal dönem yaşanmış fakat gerek 1929 yılında bütün dünyayı etkileyen Büyük Buhran’ın etkisiyle gerekse sermaye ve girişimcilik etersizliğiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti devletçilik politikası izlemeye aşlamıştır. Çalışmada Atatürk dönemi ekonomi politikası 1923–1929 ve 1929–1938 olmak üzere iki dönemde incelenmiş ve bu dönemdeki politikalar analiz edilmiştir.

Sosyal Bilimler Dergisi, “Economic Policies of Atatürk’s Period”
Özer ÖZÇELİK, Güner TUNCER Tamamını Okuyun…

Gönderen: Admin | 11 Kasım 2009

Atatürk’ ten Tokat Gibi Cevaplar !

İngiliz lordu Atatürk’ün daveti üzerine istanbul’a gelir.ingiliz lordu şerefine verilen yemekte servis yapan türk elindeki tepsiyi devirir.herkes büyük bi şaşkınlık içinde kalmıştır ve atatürk’ün ne tepki vereceği beklenirken, Atatürk ingiliz lorduna dönerek:

“HALKIM HERŞEYİ BECERİYOR DA Bİ TEK UŞAKLIĞI BECEREMİYOR”.
Günlerden birgün İtalyan büyükelçisi Ata ile görüşmek ister ve huzura davet edilir. O günün muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra büyükelçi: ” Ekselans dün Roma ile yaptığım bir görüşmede hükümetimizin Hatay’ı almak istediği kararını size iletmem söylendi.” der. Odada bir an sessizlik olur. Ata büyükelçiye birşeyler daha ikram eder ve iki dakika odadakiler ile başbaşa bırakır. Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması ve belinde tabancası vardır. Doğru masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak’ın bağlanmasını ister ve Çakmak’a:” Paşa İtalyan dostlarımız Hatay’a gelmek istiyorlar hazır mıyız?” der. Fevzi Çakmak durumu anlar ve ” Biz hazırız Paşam. ” diye yanıtlar. Ata büyükelçiye döner ve: ” Biz hazırmışız, hükümetinize söyleyin isterlerse Hatay’ı gelibilirler.”

MUSTAFA KEMAL’CE BİR YANIT

İstanbul’un işgal günleri; başta General Harrington olmak üzere bir kısım işgal kumandanları Pera Palas Salonu’nun bir köşesinde otururlar. Mustafa Kemal nedense dikkatlerini çeker. Kim olduğunu soruşturdular. Mustafa Kemal denir. Onlar için Mustafa Kemal Birinci Dünya Savaşı’nın en ünlü şahsiyetlerinden biridir. Yabancı dillerde Çanakkale Harpleri’nden bahseden ve daima Mustafa Kemal’in isminde düğümlenen kitaplar, yazılar, o zaman bile bir kitaplığı doldururdu.

Kendisine haber göndererek masalarına davet ederler. Ama Mustafa Kemal’in cevabı hem nazik, hem kesindir:

- Burada ev sahibi olan biziz. Kendileri misafirdirler. Onların bu masaya gelmeleri gerekir.

(Olaylar Ve Atatürk, Ankara, T. S. K. Mehmetçik Vakfı Yayını, Gn. Kur. Basımevi, 1984, Sh. 68-69)
Tamamını Okuyun…

Gönderen: Admin | 11 Kasım 2009

Osman Gazi VCD Belgesel Türkçe

Bir Cihan İmparatorluğunun Kurucusu. .
Dünyaya 6 asır hükümranlık süren dev bir imparator luğun ilk tohumlarını atanbir padişah, Osman Gazi…At alarının töreleri ve İslamiyet terbiyesi nibir potada eritmiş, askeri ve idari dehasıyla bir karmaşa içindekiAnadolu beylikler ini düzene sokup bir bayrak altında toplamaya başlamıştarihimizde bir dev şahsiyet… Bu VCD, Osmanlı İmparatorluğununkurucusu Osman Gazi nin örnek hayatını tüm detaylarıyla anlatıyor… Tamamını Okuyun…

Gönderen: Admin | 11 Kasım 2009

Türk Bayrağı & Ölçüleri

TB_OLCUT

Türk Bayrağı, Türkiye Cumhuriyeti anayasanın 3. maddesine göre, “şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.”

Tarihi

Saltanatın kaldırılması üzerine 29 Mayıs 1936 tarihinde çıkartılan 2994 sayili kanunla Türk Bayrağı’nın şekli ve ölçüleri kesin bir şekilde tesbit edilmiştir.28 Temmuz 1937 tarihli 27175 sayili Türk Bayrağı nizamnamesi kararnamesi ile de Türk Bayrağı’nın kullanılışı düzenlenmiştir.

Sembol ve Manası

Türkiye bayrağının sembolik anlamı için pekçok teori ileri sürülmüştür.

* Bir görüşe göre, Türk Bayrağındaki hilal “İslamiyeti”; yıldız ise “Türklüğü” temsil eder. Kırmızı renk ise toprağa karışan “kan”ı temsil etmektedir.

* Başka bir görüşe göre, Ay-yıldız Orta Asya’dan gelen “Türklüğü”, kırmızı zemin ise “vatanı” temsil etmektedir.

* Başka bir görüşe göre; Osmanlı devleti bayrağının değiştirilmiş bir versiyonudur.

* Başka bir görüşe göre; yarım ay “yenilenme” yi, yıldız “Türklüğü” temsil etmektedir.

* Başka bir görüşe göre; yarım ay “Allah” ı, yıldız “İslam dininin peygamberini” temsil etmektedir.

* Başka bir görüşe göre yıldız “demokrasi” eşitlik ve özgürlüğü, hilal “İslam”ı simgeler.

* Başka bir görüşe göre savaşta ölen askerlerin kanına yansıyan ay ve yıldızın ışığının yansımasından oluşan görüntüyü tamsil etmektedir.

Türk Bayrağı ve Ölçüleri

Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun, 25 Ocak 1985 tarih ve 85/9034 nolu “Türk Bayrağı Tüzüğü” kararının 4. maddesinde, bayrağın boyutları şöyle belirlenmiştir:

Bayrağın standartları:

1. Bayrağın boyu, eninin bir buçuk katıdır,
2. Ay ve yıldızın meydana getirilmesi için çizilen çemberlerin merkezleri eksen üzerinde bulunur.
3. Ay, iç ve dış çemberlerinin birbirini kesmesinden meydana gelir,
4. Ayın dış çemberinin çapı, Bayrak eninin yarısına eşittir, merkezi,uçkurluğun iç kenarından Bayrak eninin yarısına eşit uzaklıktadır,
5. Ayın iç çemberinin çapı, Bayrak eninin onda dördüne eşittir, merkezi, dış çember merkezinden uçuş yönüne doğru Bayrak eninin 0.0625 katı uzaklıktadır,
6. Ayın ağzı uçuş yönüne bakar,
7. Yıldız, çapı Bayrak eninin dörtte birine eşit olan ve beş eşit parçaya bölündüğü farz edilen bir çemberin bölüşme noktaları birer atlanarak meydana getirilir. Yasada, yıldızın uçlarından biri, Bayrak ekseniyle ayın iki ucundan geçtiği farz edilen çizginin kesiştikleri noktada çizilmiştir. Bu nokta ile iç çemberin uzaklığı için yasada verilen rakam, eğer yasadaki şekil doğru ise, yanlıştır. Ancak, yasadaki şekle uygun Bayrak çizmek için bu rakamın verilmesi de gereksizdir.

Kanuna göre, Türk Bayrağı, yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli, soluk, buruşuk veya layık olduğu manevi değeri zedeleyecek herhangi bir şekilde kullanılamaz. Resmi yemin törenleri dışında her ne maksatla olursa olsun, masalara kürsülere, örtü olarak serilemez. Oturulan veya ayakla basılan yerlere konulamaz. Bu yerlere ve benzeri eşyaya Bayrağın şekli yapılamaz. Elbise veya üniforma şeklinde giyilemez. Hiçbir siyasi parti, teşekkül, dernek, vakıf ve tüzükte belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları dışında kalan kurum ve kuruluşun amblem, flama, sembol ve benzerlerinin ön veya arka yüzünde esas veya fon teşkil edecek şekilde kullanılamaz. Türk Bayrağına sözle, yazı veya hareketle veya herhangi bir şekilde hakaret edilemez, saygısızlıkta bulunulamaz. Bayrak yırtılamaz, yakılamaz, yere atılamaz, gerekli özen gösterilmeden kullanılamaz.

Gönderen: Admin | 7 Kasım 2009

Mesir Macunu

yasinylnz_mesir_macunu

MESİR dilimizde gezilecek yer , gezi yeri anlamına gelmektedir. Anadolu ve Ön Asya’nın çok eski bir geleneğinden gelen Mesir’in 5000 yıl öncesinde bile örneklerine rastlamak mümkün. Genel Tıp kitaplarının bir kısmında mesir’e benzeyen bir macunun Sümerliler zamanında kullanıldığını yazmaktadırlar. İlk defa Sümerliler ünlü şehirlerinden biri olan NİPPUR da ana maddesi İSİN olan bir otla çeşitli baharatları kaynatarak bir macun elde edip bunu altın kapta saklayarak ilkbahar aylarının başlangıçlarında hastalara ikram ederlermiş. Aynı şekilde hazırlanmış çeşitli macunların dertlere şifa olması amacıyla Ön Asya ve Anadolu medeniyetlerinde dağıtıldığı kaynaklarda belirtilmektedir.

Mesir macunu ; Mutasavvıf Hekim Merkez Efendi tarafından bulunmuştur.
MESİR MUCİDİ MERKEZ EFENDİ

500 Yıla damgasını vurmuş olan bir olayın kahramanından bahsetmeden önce devre damgasını vurmuş olan zamanının büyük hekimi Merkez Efendinin hayatından biraz aktarımda bulunalım.
Merkez Efendinin asıl adı MUSLİHİDDİN EFENDİ 15 yy. ikinci yarısında 1460 yılında Denizli’nin Buldan ilçesine bağlı Sarımahmutlu köyünde doğmuştur. Ailesinin Selçuklu Germiyanoğullarının bir koluna bağlı olduğu tahmin edilmektedir. İlk öğrenimini babası Hafız Mustafa Efendinin yanında tamamlamıştır. Daha sonraki öğrenimi için babasının yakın dostu olan zamanın ünlü bilginlerinden Hızır Ahmet Paşanın yanına Bursa’ya gitmiştir. Burada İlk ve orta öğretime karşılık gelen zamanın ilk medrese öğrenimine başlar ve başarı ile tamamladıktan sonra hocası tarafından zamanının en ideal üniversitesi olan İstanbul Fatih Medresesine kayıt yaptırır.

Buradan müderris (Hoca) ünvanı alarak mezun olur. Uzun yıllar İstanbul ve çevresindeki illerde öğretmenlik yapar.

Gönderen: Admin | 7 Kasım 2009

Merhametli İnsan

Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler. Derler ki :
-’Ey halife, bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü.

Ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.’ Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek :
- Söyledikleri dogru mu diye sorar ,

Suçlanan genç der ki :
-evet dogru.

Bu söz üzerine Hz Ömer anlat bakalım nasıl oldu diye sorar:

Bunun üzerine genç anlatmaya başlar, der ki :
Tamamını Okuyun…

Gönderen: Admin | 7 Kasım 2009

Tarihteki Müslüman Bilimadamları

Tarihin tozlu raflarinda kalmis gun yuzune cikmamis bircok fikir ve icadin insanlik tarafindan bilinmediginden yola cikan Prof. Dr. Salim El-Hassani, akademik olarak gerceklestirdigi uzun calismalarin ardindan, 1001 Bulus projesini hayata gecirdi.

 

Proje, Batinin ‘karanlik caglar’ olarak niteledigi ortacagda bilim ve teknolojinin olmadigina dair yanlis bir yargidan hareketle olusturuldu. Bu dusunceyi ortadan kaldirmak, Muslumanlarin bilim ve teknolojiye nasil katkida bulunduklarini anlatmak icin, Muslumanlarin yaptigi icatlar bir araya getirildi. Bu icatlarin ornekleri, hikayeleri 2007 yilinda Ingiltere’de Glasgow Bilim Merkezinde sergilendi. ‘Musluman Mirasini Kesfet’ ismi verilen sergide binlerce eser yer aldi. Sergi butun dunyanin ilgisini cekti ve medyada yer aldi. The Guardian, genis yer ayirdigi bu sergi icin ‘Islam uygarliginin Bati dunyasina yaptigi buyuk tarihsel katkilar artik gormezden gelinemez.’ yorumunu yapti. 1001 Bulus projesi, ozellikle astronomi alaninda Muslumanlarin dunya bilim hayatina cok onemli katkilari gozler onune seriyor.

 

9. yuzyilda yasamis olan El Battani’nin Kopernike yol gosterdigi, trigonometrinin ilk mimarlarindan oldugu ifade ediliyor. Yine 9. yuzyilda yasamis olan Cabir Ibni Hayyan’in kimya biliminin kurucularindan oldugu ve kendine ait bir laboratuarda yaptigi kimyasal calismalar ve deneyler gozler onune seriliyor. 10. yuzyilda yasamis olan Gokbilimci Abdurrahman El Sufi, galaksimizin disinda bir galaksi oldugunu ilk kesfeden kisi olarak anlatiliyor. 12. yuzyilda yasamis cografyaci El-Idrisi’nin 70 haritayi iceren ‘The Book of Roger’ diye bilinen atlasi insanliga hediye ettiginden bahsediliyor. Bunlara benzer pek cok icat 1001 icat projesiyle dunyaya tanitiliyor. Proje, uc binden fazla akademik yayinin taranmasi, bunlardan belgelerin ve resimlerin secilmesiyle olusturulmus. Tamamını Okuyun…

Gönderen: Admin | 7 Kasım 2009

Çiftçinin Hikayesi

Altlarında, nuri conker’in bir arkadaşının arabası vardı. Eylül sonu akşamı sonbaharın tadını çıkararak, çekmece’ye doğru gidiyorlardı.

birden atatürk’ün gözleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye takıldı. yaşlı bir adamdı bu. sapanının sapına iyice yapışmış, toprakları yavaş yavaş deviriyordu. fakat çiftin bir yanında öküz, bir yanında merkep vardı. eşit güçlerle çekilmediği için sapan yalpa yapıyordu.

atatürk şoföre durmasını söyledi.

indiler. köylüye seslendi:

“kolay gelsin ağa!..”

köylü bu sese başını çevirmeden karşılık verdi:

“kolay gelsin”

“işler nasıl ağa? bu yıl mahsülden yüzünüz güldü mü?”

köylü isteksiz konuştu:

“tanrı’nın gücüne gitmesin bey, bu yıl yufkaydı mahsül. kabahatin acığı bizde, acığı yukarda! biz geç davrandık, yukarısı da rahmeti esirgedi.”

“bakıyorum, sapanın bir yanında öküz, bir yanında merkep koşulu. öküzün yok mu senin?”

“var olmasına vardı ya, hıdrellezde vergi memurları sattılar.”

“hiç vergi memurları köylünün üretim aracını satar mı? olmaz böyle şey! muhtara şikayet etseydin…”

köylü güldü:
Tamamını Okuyun…

Gönderen: Admin | 7 Kasım 2009

Hediye

kemalettinbagci_saatGenç kızın bütün parası bir avuç bozukluktan ibaretti. Bu kadarını da bakkaldan, kasaptan, manavdan yaptığı alışverişler esnasında zor bela bir kenara atabilmişti. Parasını bir kere daha saydı, bir kere daha, bir kere daha… Ertesi gün yılbaşı idi. Bu yüzden, genç kız için yatağına atılıp ağlamaktan başka yapılacak iş yoktu.

Ağlamasını keserek elindeki mendil ile gözlerini sildi. Pencereye yaklaşarak, parmaklık üzerinde dolaşan gri kediye mahzun mahzun baktı. Zihni hep meşguldü. Elindeki bu azıcık parayla yılbaşı için nişanlısına ne gibi bir hediye alabilirdi ki? Halbuki ona kıymetli bir hediye almak hayaliyle ne mutlu saatler geçirmişti.

Sonra, birdenbire pencerenin önünden ayrılarak aynanın karşısında durdu. Gözleri parlıyordu, fakat birden yüzündeki renk uçtu. Uzun saçlarını hızla çözerek, beline kadar salıverdi. Saçları gerçekten çok güzeldi. Zaten hayatta imrenebilecek başka da birşeyi olmadığını düşünüyordu.

Bir süre aynanın karşısında saçlarını seyreden genç kız, gözleri pırıl pırıl yanarak kapıyı açtı ve koşa koşa merdivenlerden inerek sokağa fırladı.

Takma saç yapan bayan kuaförünün önünde durdu. Birdenbire kendini içerde buldu. Kadına: Tamamını Okuyun…

Gönderen: Admin | 7 Kasım 2009

Affetmek

Affetmek Bir Seçimdir… Nefreti aşmanın tek yolu var: Affetmek. Başkalarını affettiğimizde biz özgürleşiriz. Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi engeller. Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir. Salt kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk denizinde boğar insanı. Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır. Affetmek insanı derinleştirir. Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir. Çünkü affetmek bir seçimdir. Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir. Affetmek bir süreçtir. Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür. Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır. Yani koşullu affetme yoktur. Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin. Affetmek bir seçimdir. Amacı sizin rahatlamanızdır, sizin özgürleşmenizdir. Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık yaratmayacaktır. O acılar sizin acılarınız. Affetmek kolay değildir. Fakat özgürleşmek için gereklidir. Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır. Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrolü altında tutmasına son vermek demektir. Affetmek, o kişiyi sevmek değil. Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil. Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil. Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil. Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil. Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil. Affetmek, o kişiyi hakli bulmak değil. Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil. Affetmek kırgınlığın, kızgınlığın, nefretin hapishanesinden özgürlüğe çıkmaktır. Affetmek artık acıyı hissetmemektir. Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir. “Duygusal unutma” affetmenin diğer adıdır. HADİS-İ ŞERİF : AFFEDİN Kİ ALLAH DA SİZİ AFFETSİN VE ŞEREFİNİZİ YÜKSELTSİN… (SAS)

Eski Gönderiler »

Kategoriler